Sokağın sonunda bekleyen adam ( 2)

Sokağın sonunda bekleyen adam ( 2)

II. BÖLÜM — TAŞI GEDİĞİNE KOYMA ZAMANI

Mehmet Akyol
30 Ağustos 2026, 13:43
111 görüntüleme

Dünkü yazımızda, siyasetin darmadağın olmuş sokağından söz etmiş ve bu sokağın sonunda bekleyen bir adamın bulunduğunu ifade etmiştik.

 

Adını da açıkça koymuştuk:

 

Mansur Yavaş

 

Bugün biraz daha ilerleyelim.

 

Fakat önce şu tespiti yapmakta fayda var:

 

Mansur Yavaş meselesini yalnızca “CHP'den ayrılır mı, ayrılmaz mı?” sorusuna sıkıştırmak, Türkiye'deki siyasi hareketliliği anlamamak olur.

 

Çünkü mesele bir parti değiştirme meselesinden çok daha büyük.

 

Mesele, Türkiye siyasetinde oluşan boşluğun kimin tarafından ve nasıl doldurulacağı meselesidir.

 

SİYASETTE BOŞLUK OLMAZ

 

Siyasetin değişmez kurallarından biri şudur:

 

Siyasette boşluk oluştuğu zaman, o boşluk mutlaka birileri tarafından doldurulur.

 

Bugün Türkiye'de tam da böyle bir dönemden geçiyoruz.

 

Bir tarafta iktidarın uzun yıllara yayılan siyasi tecrübesi, güçlü teşkilat yapısı ve devlet yönetimindeki ağırlığı var.

 

Diğer tarafta ana muhalefetin iktidar alternatifi olma iddiası bulunuyor.

 

Fakat toplumun önemli bir kesiminde, mevcut siyasi aktörlerin hiçbirine tam anlamıyla kendisini ait hissetmeyen ciddi bir seçmen kitlesi de var.

 

İşte asıl mesele burada başlıyor.

 

Bu seçmen ne tamamen iktidarın yanında...

 

Ne de mevcut muhalefet blokunun içerisinde kendisini bütünüyle rahat hissediyor.

 

Aradığı şey başka

 

Daha sakin...

 

Daha güven veren...

 

Daha az kavgalı...

 

Daha fazla yönetmeye odaklanmış bir siyaset.

 

İşte Mansur Yavaş'ın siyasi ağırlığı biraz da bu noktada ortaya çıkıyor.

 

MANSUR YAVAŞ'IN AVANTAJI NE?

 

Mansur Yavaş'ın en önemli siyasi avantajı, yıllardır kendisini yüksek perdeden bir siyasi figür olarak pazarlamaya çalışmaması.

 

Bağırmıyor...

 

Her gün yeni bir siyasi polemiğin içerisine girmiyor.

 

Kendisini sürekli gündemin merkezine taşımıyor.

 

Belki de tam tersine, gündem kendisini merkeze taşıyor.

 

Bu çok önemli.

 

Çünkü günümüz siyasetinde siyasetçiler çoğu zaman görünür olmak için büyük çaba harcıyor.

 

Mansur Yavaş ise görünür olmak için özel bir çaba göstermeden görünür hâle geliyor.

 

Bu durum, siyaset sosyolojisi açısından dikkate değer bir olgudur.

 

ANKARA'DAN TÜRKİYE'YE

 

Bir başka önemli nokta daha var.

 

Mansur Yavaş'ın siyasi hikâyesi Ankara'da başladı, ama Ankara'da kalmadı.

 

Çünkü Ankara, Türkiye'nin herhangi bir şehri değildir.

 

Başkenttir.

 

Türkiye'nin siyasi hafızasının, bürokrasisinin ve devlet geleneğinin merkezidir.

 

Ankara'da başarılı olmak, elbette tek başına ülke yönetmek anlamına gelmez.

 

Fakat Ankara'da oluşan siyasi algının Türkiye'nin diğer bölgelerine taşınması, yabana atılacak bir gelişme de değildir.

 

Mansur Yavaş'ın bugün sahip olduğu siyasi karşılığın önemli bir bölümü de buradan beslenmektedir.

 

ASIL SORU: NE ZAMAN?

 

Şimdi gelelim asıl soruya:

 

Mansur Yavaş ne zaman harekete geçecek?

 

Benim kanaatim, bunun cevabını bugün Mansur Yavaş'ın kendisi bile tam olarak vermiş, verebilmiş değildir.

 

Çünkü siyaset bazen planlarla değil, şartlarla yürür.

 

Bugün doğru olan bir karar, altı ay sonra yanlış olabilir.

 

Bugün erken olan bir adım, yarın geç kalınmış bir adım hâline gelebilir.

 

İşte bu yüzden siyasette bazen en doğru hareket, hareketsizliktir.

 

Beklemek...

 

İzlemek...

 

Toplumun nabzını tutmak...

 

Ve zamanı geldiğinde doğru hamleyi yapmak.

 

Mansur Yavaş'ın bugünkü siyasi pozisyonunu ben biraz böyle okuyorum.

 

CHP'DE Mİ, BAŞKA BİR YERDE Mİ?

 

Burada çok önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekiyor.

 

Mansur Yavaş'ın CHP'den ayrılması, yalnızca onun vereceği bir karar değildir.

 

Çünkü böyle bir kararın siyasi maliyeti ve sonucu yalnızca Mansur Yavaş'ı değil, CHP'yi ve Türk siyasetinin tamamını etkiler.

 

Aynı şekilde yeni kurulacak bir partiye katılması da basit bir “parti değiştirme” meselesi olmayacaktır.

 

Çünkü eğer böyle bir adım atılırsa, toplum bunu sıradan bir siyasi transfer olarak okumayacaktır.

 

Yeni bir siyasi merkez arayışı olarak okuyacaktır.

 

İşte tam da bu nedenle Yavaş'ın acele etmesini beklemiyorum, ancak görüntü olarak bu günkü hali ile kalması, durumu bu şekilde idare etmesi en uygun olanıdır. Fakat kesinlikle her iki taraftan da olmaması en doğrusudur.  

 

“YENİ PARTİ” MESELESİ

 

Son dönemde yeni parti arayışlarının, siyasi oluşumların ve yeni aktörlerin çoğalması da tesadüf değildir.

 

Türkiye'de seçmenin önemli bir bölümü mevcut siyasi yapıların dışında yeni bir seçenek arıyor.

 

Ama burada çok kritik bir sorun var:

 

Yeni parti kurmak kolaydır; yeni siyasi güven oluşturmak zordur.

 

Bir tabela asabilirsiniz.

 

Teşkilat kurabilirsiniz.

 

Genel merkez açabilirsiniz.

 

Basın toplantısı düzenleyebilirsiniz.

 

Ama halkın gönlünde karşılık bulamadığınız sürece bunların hiçbirinin gerçek anlamda siyasi değeri yoktur.

 

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı belki de yeni bir parti isminden çok, yeni bir güven duygusudur.

 

YAVAŞ'IN BEKLEMESİ BİR STRATEJİ Mİ?

 

Bence asıl soru budur.

 

Eğer Mansur Yavaş gerçekten bir siyasi hamle yapacaksa, bugün bulunduğu yerden ayrılmasının kendisine ne kazandıracağını çok iyi hesaplamak zorunda.

 

Çünkü elinde zaten önemli bir siyasi sermaye bulunuyor.

 

Bu sermayenin adı:

 

Güven.

 

Siyasette güven, para gibi biriktirilebilen ve gerektiğinde harcanabilen bir sermaye değildir.

 

Bir kere kaybedildi mi yeniden kazanılması yıllar alır.

 

Dolayısıyla Yavaş'ın atacağı her adım, bu siyasi sermayeyi koruyup korumayacağı üzerinden değerlendirilmelidir.

 

ERDOĞAN DENKLEMİ

 

Burada bir başka aktörü de hesaba katmak zorundayız:

 

Recep Tayyip Erdoğan.

 

Çünkü Türkiye siyasetinde Erdoğan faktörünü hesaba katmadan herhangi bir siyasi denklem kurmak mümkün değildir.

 

Erdoğan'ın siyasi tecrübesi, seçmen tabanı, teşkilat yapısı ve kriz dönemlerinde siyaset üretme kapasitesi hâlâ son derece önemlidir.

 

Ancak tam da bu nedenle, karşısına çıkacak siyasi aktörün de yalnızca “Erdoğan karşıtlığı” üzerinden siyaset yapması yeterli olmayacaktır.

 

Türk seçmeni artık yalnızca “kime karşısın?” sorusunun cevabını değil,

 

“Ne yapacaksın?”

 

sorusunun cevabını da duymak istiyor.

 

İşte Mansur Yavaş'ın önündeki en büyük sınav da budur.

 

SADECE “MANSUR YAVAŞ” YETMEZ

 

Burada bir parantez açalım;

 

Mansur Yavaş'ın bugün sahip olduğu siyasi karşılık, gelecekte başarılı olacağının garantisi değildir.

 

Bir belediye başkanlığı ile ülke yönetmek aynı şey değildir.

 

Türkiye'nin dış politikası vardır.

 

Ekonomisi vardır.

 

Savunma politikası vardır.

 

Eğitim sistemi vardır.

 

Adalet sistemi vardır.

 

Gençlerin gelecek kaygısı vardır.

 

Emeklilerin geçim sıkıntısı vardır.

 

İş dünyasının beklentileri vardır.

 

Kısacası, Türkiye'yi yönetmek Ankara'yı yönetmekten çok daha büyük bir meseledir.

 

Dolayısıyla Mansur Yavaş'ın önünde yalnızca siyasi bir karar değil, aynı zamanda bir yönetim vizyonu oluşturma zorunluluğu bulunmaktadır.

 

TAŞI GEDİĞİNE KOYMAK

 

Dünkü yazımızda “taşı gediğine koymak” ifadesini kullanmıştık.

 

Bugün o sözün altını biraz daha çizelim.

 

Taşı gediğine koymak;

 

acele etmek değildir.

 

Öfkeyle hareket etmek değildir.

 

Birilerinin telkiniyle yola çıkmak da değildir.

 

Siyasette zamanı doğru okumaktır.

 

Doğru insanlarla doğru zemini oluşturmaktır.

 

Ve en önemlisi, milletin ne istediğini doğru anlamaktır.

 

Mansur Yavaş'ın önündeki mesele de tam olarak budur.

 

SOKAĞIN SONUNDAKİ ADAM

 

Şimdilik manzara şöyle:

 

Siyaset sokağı kalabalık.

 

Partiler çoğalıyor.

 

İttifaklar konuşuluyor.

 

Yeni isimler ortaya çıkıyor.

 

Eski isimler yeniden sahneye çıkmaya hazırlanıyor.

 

Herkes bir hesap yapıyor.

 

Ama sokağın sonunda bir adam hâlâ bekliyor.

 

Adı Mansur Yavaş.

 

Ne zaman yürüyeceğini bilmiyoruz.

 

Nereye yürüyeceğini de...

 

Ancak CHP'nin içinde kalmamasını tavsiye ederim, karşı tarafla da irtibatının olduğunu düşünmüyorum.

 

Belki başka bir siyasi zeminde yoluna devam edecek kim bilir?

 

Belki de hiçbirimizin bugün tahmin edemediği başka bir yol ortaya çıkacak !..

 

Fakat şurası açık:

 

Türkiye siyaseti yeni bir dönemece doğru ilerliyor.

 

Ve o dönemeçte yalnızca siyasetçilerin değil, milletin tercihi belirleyici olacak.

 

Çünkü son sözü siyasetçiler değil, sandık söyler.

 

Sandık ise zamanı geldiğinde konuşur.

 

Şimdilik...

 

Sokağın sonunda bekleyen adamı izlemeye devam ediyoruz.

 

Çünkü bazen siyasette en büyük hareket,” henüz atılmamış adımdır.”

Peki bütün bu görüş ve düşünceler ışığında nasıl bir güzergah belirlenecek veya Mansur Yavaş’ın böyle bir düşünce yapısı mevcut mu?

( Yarın devam edeceğiz )

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!