Bir Anadolu Sevdalısı Abdürrahim Karakoç’u Hakk’a uğurladığımız sene-i devriyesinde anmak

Bir Anadolu Sevdalısı Abdürrahim Karakoç’u Hakk’a uğurladığımız sene-i devriyesinde anmak

Anadolu halkının yaşadığı zorlukları ve çektiği sıkıntıları sıklıkla gündeme taşıyan Karakoç’un anlatılamayacak kadar önemli bir hikayesi vardır. Büyük Birlik Partisi’nin çıkardığı Gündüz gazetesinde birlikte köşe yazarlığı yapmıştık.

Mehmet Akyol
07 Haziran 2026, 13:52
11 görüntüleme

        Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu bize çok hürmetkar davranırdı. Rahmetli Karakoç gerek yazıları ve gerekse şiirleri ile beni derinden etkilemiş, gece-gündüz demeden O’nun gibi bir şair alabilme, bir mütefekkir olma hesabı yapardım. 7 Haziran 2012 yılında vefat ettiğini duyunca gündüzlerim kararmış, göz yaşlarım bir hayli zaman durmaz olmuştu. 

     Halk şairi olduğu kadar bir Anadolu sevdalısı ve bir mücadele adamı olan Abdurrahman Karakoç’un vefatının yıl dönümünde o günleri hatırlayıp ruhuna Fatiha okumamın yanında, sizlerin de zevkle okuyacağınız kısa yaşam hikayesi ve aşk hikayesini yayınlamak istedim. 

 

                                                              

Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerinden birisi olan Abdürrahim Karakoç, dört kuşaktır süregelen aile geleneğini devam ettirip küçük yaşlardan itibaren şiir yazmaya başlar. Babası şairliğin yanı sıra çiftçilikle de uğraştığı için Karakoç şiirlerinde Anadolu halkının yaşadığı zorlukları ve çektiği sıkıntıları sıklıkla işler. Haksızlık karşısında hiçbir zaman sessiz kalmayacağına dair pek çok eser verir. Genel itibari ile hayatı hep bir keşmekeşin içinde geçtiği için daha çok mücadele şiirleriyle ön plana çıkar ve 27 Mayıs darbesi ile alakalı kaleme aldığı sert dizeleri nedeniyle hakkında onlarca dava açılır. Ancak o, yanına herhangi bir avukat almaksızın kendi kendini başarılı bir şekilde savunarak üzerine atılı bütün suçlardan beraat eder.

 

İlkokul mezunu olmasına rağmen edebiyatla bağını hiç koparmaz. Durmaksızın okur ve ilk şiir kitabı olan “Hasan’a Mektuplar”ı 1964 yılında yayımladıktan sonra şöhreti iyiden iyiye artar. Sonraki süreçte ise 100’ün üzerinde şiiri ünlü sanatçılar tarafından bestelenir. 

Hem gazeteci, hem siyasetçi, hem de değerli bir fikir adamı olan usta şair; kalbine söz geçiremeyip hislerine yenik düşen her insan gibi bir gün aşka tutulur. Lambadaki alevi üşüten, yar deyince kalemi elden düşüren bu kara sevdanın mahlası Mihriban’dır. 

    Abdürrahim Karakoç ve Mihriban aylarca mektuplaşırlar. Fakat birbirlerine delicesine aşık olmalarına rağmen asla kavuşamazlar. Bitmesi gerekirken git gide daha da büyüyen bu derin sevgi, Karakoç’a işte o meşhur “Mihriban” şiirini yazdırır. Lakin bu bir takma isimdir. Sevdiği kızın gerçek adını ve gerçek hikâyesini Karakoç’tan başka hiç kimse bilmez. Şairin en büyük sırrı olur Mihriban. Öyle bir iki günlük değil ömürlük bir yürek yangınıdır bu. Bitmez, gitmez, silinmez. Üzerinden yıllar geçse dahi derin bir nefes almadan veya birkaç dakika uzaklara dalmadan anlatılamaz. 

 

 

1960 yılında yazılan “Mihriban” şiiri Musa Eroğlu’nun yaptığı besteyle (2000) beraber daha geniş kitlelere ulaşınca, Abdürrahim Karakoç’a her gittiği yerde aynı soru sorulmaya başlar: “Kimdir bu Mihriban?” Bir röportajında konuyla alakalı şöyle bir cevap verir ünlü şair:

“Bana bunu çok soruyorlar: “Var mıydı böyle birisi?” diye. Masa başında öyle bir sevgiliye, hayali bir sevgiliye bu şiir yazılamaz. Yazılsa bile böyle olmaz. Elbette böyle biri vardı. “Kimdi? diyorlar. Hikâyesini anlat.” İşte ben onu anlatamam. O şifreli kalmıştır, öyle kalması daha iyi olmuştur. Gençliğimizde dürüstçe, Türkçe, Müslümanca yaşanan bir sevdadır bu ama olmamıştır. Hayatta mı değil mi bilmiyorum… Mihriban isminin kendine söylendiğini bir tek o bilir, başkası değil.”

 

 

 

 

Abdürrahim Karakoç başka bir röportajında yine bütün ısrarlara rağmen gönlünün kapısını aralamayı reddederek sırrından ve şiirinden şu şekilde bahseder:

 

O gün yazılmıştır ama ondan sonra yazılması da mümkün olmayan bir şiirdir. Mevsimlere göre yağmurun karın olduğu bir dönemde yazılmıştır, kısmet öyle olmuştur, onları yazmışımdır... O zamanlar elektrik yoktu. Lamba ışığı altında yazardım. Şiire başladığımda lambadaki alev titremeye başladı, ‘Lambadaki alev üşüyor’ dizesi de öyle çıktı… Herkesin bir Mihriban’ı vardır. Mihriban’ı olmayan kimse yoktur bu hayatta.”

 

 

 

Sarı saçlarına deli gönlümü

Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban!

Ayrılıktan zor belleme ölümü

Görmeyince sezilmiyor Mihriban!

 

 

Yâr deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lâmbamda titreyen alev üşüyor

Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban!

 

 

Önce naz sonra söz ve sonra hile

Sevilen seveni düşürür dile

Seneler asırlar değişse bile

Eski töre bozulmuyor Mihriban!

 

 

Tabiplerde ilaç olmaz yarama

Aşk değince ötesini arama

Her nesnenin bir bitimi var ama

Aşka hudut çizilmiyor Mihriban!

 

 

Boşa bağlanmamış bülbül gülüne

Kar koysan köz olur aşkın külüne

Şaştım kara bahtın tahammülüne

Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban!

 

 

Tarife sığmıyor aşkın anlamı

Ancak çeken bilir bu derdi, gamı

Bir kördüğüm baştan sona tamamı

Çözemedim çözülmüyor Mihriban!

 

 

Abdürrahim Karakoç’un kendi anlatımına göre Mihriban bir mektubunda; “Unutmak kolay değil” der. Bunun üzerine usta şair “Unutursun Mihriban’ım…” adında ikinci bir şiir yazar:

 

 

“Unutmak kolay mı? ” deme

Unutursun Mihriban’ım.

Oğlun, kızın olsun hele

Unutursun Mihriban’ım.

 

 

Zaman erir kelep kelep…

Meyve dalında kalmaz hep.

Unutturur birçok sebep

Unutursun Mihriban’ım.

 

 

Yıllar sinene yaslanır

Hâtıraların paslanır.

Bu deli gönlün uslanır...

Unutursun Mihriban’ım.

 

 

Süt emerdin gündüz-gece

Unuttun ya, büyüyünce...

Ha işte tıpkı öylece

Unutursun Mihriban’ım.

 

 

Gün geçer, azalır sevgi

Değişir her şeyin rengi.

Bugün değil, yarın belki

Unutursun Mihriban’ım.

 

 

Düzen böyle bu gemide

Eskiler yiter yenide.

Beni değil, sen seni de

Unutursun Mihriban’ım.

 

Sevdası dillere pelesenk olan Abdürrahim Karakoç 1965 yılında Pakize Karakoç ile evlenip 3 çocuk sahibi olur. Fakat yıllar sonra kendisine tekrar Mihriban sorulduğunda aynı bakış ve aynı iç çekiş eşliğinde şu cevabı verir: “Bazen aklıma düşüyor. Ben ‘unutursun’ diyorum ama insan hiçbir zaman unutamıyor.”

 

Usta şair 2012’de, eşi Pakize hanım 2018’de aramızdan ayrılır. Mihriban’la ilgili ise hala daha net bir bilgi veya iz yoktur.

 

 

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!